Etik, İtibar ve İnsan Faktörü: Jack Welch’ten Sarbanes–Oxley’e Uzanan Ders
GE’nin efsanevi CEO’su Jack Welch ve Suzy Welch, Kazanmak İstiyorsanız kitabında insan yönetimine dair verdikleri mesajlarla bugün hâlâ geçerliliğini koruyan temel bir gerçeğe işaret eder:Etik değerler, itibar ve dürüstlük yalnızca finansal raporlama alanının değil, tüm kurumsal yapının omurgasıdır.Welch’lerin yaklaşımı nettir. Sarbanes–Oxley Yasası’nın çıkarılması, teknik bir regülasyon tercihi değil; kurumsal güvenin yeniden inşası için zorunlu bir adımdı. Ancak aynı titizlik, ne yazık ki çoğu zaman insan yönetimi ve performans değerlendirme sistemlerinde gösterilmemektedir.Çünkü Welch’lerin altını çizdiği temel gerçek şudur: Finansal ihlaller sistemlerin değil, insanların eseridir.
Sarbanes–Oxley Yasası Neden Bir Dönüm Noktasıdır?
Sarbanes–Oxley Yasası (SOX), 2000’li yılların başında ABD’de yaşanan Enron, WorldCom ve Tyco gibi büyük muhasebe skandallarının ardından yürürlüğe girmiştir. Bu skandallar yalnızca milyarlarca dolarlık yatırımcı zararına yol açmamış; şirket beyanlarına, bağımsız denetime ve sermaye piyasalarının bütününe duyulan güveni ciddi biçimde sarsmıştır. Bu noktada SOX’un kabulü bir “iyileştirme” değil, kurumsal sistemin çöküşünü durdurmak için zorunlu bir müdahale olarak ortaya çıkmıştır.
Yasanın temel hedefleri şunlardır:
Finansal tabloların doğruluğunu ve güvenilirliğini artırmak
Yönetim kurullarını ve üst düzey yöneticileri raporlamadan bizzat sorumlu kılmak
İç kontrol ve risk yönetimi mekanizmalarını güçlendirmek
Bağımsız denetimin gerçekten bağımsız olmasını sağlamak
Ve en önemlisi: yatırımcı güvenini yeniden tesis etmek
SOX ile birlikte ilk kez CEO ve CFO’lar, finansal raporların doğruluğunu şahsen beyan etmek ve bu beyanın hukuki sonuçlarını üstlenmek zorunda kalmıştır. Bu yönüyle Sarbanes–Oxley, yalnızca bir muhasebe düzenlemesi değil; etik, hesap verebilirlik ve kurumsal yönetişim açısından bir paradigma değişimidir.
Welch’lerin Asıl Mesajı: Sorun Raporlarda Değil, İnsanlarda
Jack ve Suzy Welch’in vurgusu tam da bu noktada keskinleşir:
“Finansal raporların itibarlı olması gerekiyorsa, insan yönetim sistemlerinin de aynı özen ve titizlikle tasarlanması gerekir.”
Finansal raporlar için son derece detaylı, yaptırımı güçlü ve katı bir regülasyon çerçevesi oluşturulmuşken; performans yönetimi, terfi sistemleri, ödüllendirme mekanizmaları ve etik kültürün çoğu kurumda bu seviyede ele alınmaması ciddi bir tutarsızlıktır. Oysa gerçek nettir: Yanlış rapor yazan da, veriyi manipüle eden de, etik dışı kararı alan da bir sistem değil; insandır.
Bugün Avrupa’da CSRD Tartışmaları Ne Anlatıyor?
Bugün Avrupa Birliği’nde CSRD ve sürdürülebilirlik raporlaması etrafında dönen “sadeleştirme” ve “kapsam daraltma” tartışmaları, Welch’lerin yıllar önce işaret ettiği bu temel soruyu yeniden gündeme getiriyor:
Mevzuat gerçekten şeffaflığı mı güçlendiriyor, yoksa yalnızca yükleri azaltmayı mı hedefliyor?Kurumların paydaşlarına sunduğu bilgi yasal olarak yeterli mi, yoksa etik olarak güvenilir mi?
Mevzuatın yalnızca “kolaylaştırma” veya “deregülasyon” söylemiyle ele alınması, etik ve itibar boyutunun göz ardı edilmesi riskini beraberinde getirir. Oysa sürdürülebilirlik raporlaması, yalnızca bir uyum yükümlülüğü değil; kurumsal güvenin ve uzun vadeli itibarın temel taşıdır.



